![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Sosyal Yaşam;
Şu olan biten var ya boş ver ona. Taş yağsın isterse, çok sürmez. Dakka şaşma Dakka, yaşamaya bak Ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork Hayyam Bitmeyen" Lale Devri Safahati" yaşanmışm belirtileri Hayyam'ın rubai kültürünün etkileşimi hüküm sürmüş bu topraklarda . Günlerce süren eğlenceler, düğünler, toplantılar, yorgun bakışlı işlemelere, taşlar şahit olmuş. Alınan nice kararlara ev sahipliği yapmış; yağmalarda mağdurlar yurdu, veba salgınlarında ise "Haktan" medet ummanın merkezi olmuş bir kent. Diyarıbekir'e yaslanmış coğrafyası. Mezopotamya'ya hükümran konumu, bulutlara yakın, yıldızlarla örüşük bir Samanyolu, gökkuşaklarıyla renk cümbüşü olabilmiş bir kozmopolit an... İşte Mardin'in özü denilebilecek, tarihle soluklanmanın ruh derinliğinde at nallarının, haykırış ve kahkahaların bütünselleştirdiği kent... Hep kent kültürünü yaşamış ve yaşatmış kültürel bir beşik... Hüznün ve eğlencenin yüz ifadelerinde kıvrım olarak yer bulduğu yöre insanı için zaman kum saati misalidir. Camiler, Kiliseler. Mezarlıklar... Kentin dokusu ölümü sürekli hatırda tutmaya o kadar uygundur ki... Mezarlık kültürü, taş işlemeleri, huzuru, ihtişamı ve inancı ayakta tutan simgelerle doludur. Tatlı düşlerin pembeliğinde sevgi.özlemi dileyen mahmur gözlü insanların iaşe için çalışmak tekdüzeliği, billur şelale beyazlığı içindeki bakraçlarla yoğurt taşıyanlar ve taş sokaklarda yankılanan ayak sesleri .Güneş o kadar belirleyici rol oynar ki, taşlar üzerindeki ay ışığı yerini sıcak güneşe bırakır bırakmaz şehir ayaklanır gibi.. Taş duvarları mesken tutmuş umudun çocukları, anılarını ve yitik cevvalliklerini anlatarak yaşam bulan yaşlılar, gözü pek, geleceğe umutla bakan gençler... Cehennem sıcağının sıcak buğusu, zemheri soğuğunun kar beyaz soğukluğu, mevsime göre insanlarla gündelik dostluklar kurar. Akşamın tatlı maviliği Mardin'i ayrı bir tarihi eksene yerleştirir Eve dönüş telaşı ve mutlak selamlaşma, şakalaşma faslı başlamıştır artık... Nefesi çay kokan, mırra kokan insanların güleç yüzü içleri ısıtır. Akşamsefaları, akraba ziyaretleri ve nefis yemekler... Mardinli, keyfine düşkün, midesinin salgılarına hakkıyla cevap veren, şark kültürünü geleneğinde, özünde sentezleyebilmiş mesut insan portresi çizer. Zamana hükmetmiş medeniyetlerin günümüze bıraktığı kültürel mirasın mağrur sahipleri ve uçsuz bucaksız Mezopotamya... Mardin'de zamanın hangi diliminde yaşadığınızı Unutmanız alışılagelmiş bir hal olarak ruh halinizce kabul edili veriyor… Unutmayın ki Mardin’de yaşam mitoloji ile dans eder… Rubai kültürünün Lale Devri yaşanmışlığının devam edegelenizleri… Cenaze Hüznün yeşerttiği gözyaşları, Hakka duyulan inancın bile çoğu kez sebat tohumları ekemediği, ruhlarda karanlık bir kasvet, gönüllerde zifiri bir burukluk yayılmışlığın yansıması o kadar acı tezahürler verir ki... Çocuğunun, hiçbir duyguyu, sevgiyi tatmadan ölmüşlüğüne inanamayan ebeveynler ve korkunç gerçek: Cenaze Kimilerince en büyük kurtuluş ve ibret, kimilerince apansız ayrılığın sevimsiz sureti, Sürekli zamansızlığın amansızlığını kaskatı görüntülerle sergileyen sessizlik. Mardin'de ölüm, gelmiş geçmiş inançların etkileşimlerinden pay alarak çok daha dramatik çıkar karşımıza, Ölüm sahipsizlik mecrasına, bilinmezlik diyarına adım atmışlığın soğukluğu... Yaban ayrılık. Meçhule giden gemi ve omuzlarda uğurlanan bir yaşam, belki Şamanist inançların taşınmışlığı, morarmış dövünmenin tek renkliliği... Fırlak gözler, soluk benizler ve Allah'ı yücelten huzura kavuşmanın avuntusu. Mezarlıklar, telaş, tekbirler, fatihalar... Ölümün ölümlülere verdiği ders: Ölüm... Mardin’de gök kubbenin nicelerine şahit olduğu ayrılık çığırtıları… Derlemeler; "Humayunname, Türkçe'de "Kelile ve Dimne"olarak da bilinir. Kökeni Hindistan'a dayanır. M.Ö. 1200-500'e tarihlenen Vedik hayvan masallarulkin Sanskrit dilinde "Pancatantra "(Beş adıyla derlenmiş, daha sonra Pehlevi, Süryani, Arap, Fars; Osmanlı. Yunan vb. dillere çevrilerek çağlar boyu varlığını sürdürmüştür. Gerek Aesop gerekse La Fontaine fabllarının kökeni Pançatantraya dayanmaktadır" Birçok kitapta bu şekilde özetlenen masalfabl iletişim ve yayılımının geçiş noktalarından biri de doğal olarak Süryani kaynaklan ve Mardin olmuş tur. Masalfabl gelenekleri, mitos izleri yine aynı güzergâh ile etkin bir Şark sahası oluşturmuştur. Yöremizde derlemeler yapılırken, Türkiye'de özelikle masalın biçimbiliminde otorite kabul edilen Vladimir Propp metodu uygulanmamış, tasnife gidilmemişse de otantik değerlerin muhafazasında titizlik gösterildiği metinlerden anlaşılmaktadır. Yazıya geçmiş ilk atasözü örneklerinin Mezopotamya'da bulunmuş tabletlere kazılı olduğu bilinmektedir. Önemli kavşak noktası üzerinde kurulmuş olan, tarihi boyunca çeşitli medeniyet ve kültür hareketlerine ev sahipliği yapmış Mardin'in atasözleri, deyimleri, bilmeceleri, manileri, ninnileri efsane ve masalları toprakları üzerinde yaşamış medeniyetler kadar zenginlik gösterir. Bu kitabımızda tür olarak ilginç bir metni eklemeyi uygun gördük. Derlemelerde, cildi pörsük, zihni berrak, gözleri anlattıkça şualaşan kültür kaynak aktarıcılarının öz verilerinden, kadirşinas tavırlarından çok etkilendiğimizi de eklemek istiyoruz. Kaplumbağa Ve Bilge Adam; Mevsim kış, aylardan şubat olmasına rağmen soğuktan eser yok. Doğa, uzun ve soğuk geçen kışın yorgunluğuyla bahara merhaba demenin heyecanı ve coşkusu içinde; halk, doğada bu coşkulu ve şiirsel özlem yaşanırken, katılır güzel havayla doğanın şenliğine. Ilık havayla eriyen karlarla birlikte tatlı bir sis sarar dört yanı.. Sis, güneşin doğusuyla birlikte dağlarla olan dansına son verir. Bu güzelsıcak havayla birlikte köylüler, hayvanlarıyla güneşin doğusuyla birlikte daha önce kırlarda buluşup sözleşmişçesine yayılır, dağılırlar kırlara, dağlara doğru... Köyün yaşlı bilge adamı, her gün olduğu gibi bugün de erken kalkmış, çoktandır bütün vücudunu sarmış baharın heyecanı... Emrinde çalışan sığırtmaçlara, çobanlara, çift sürenlere... Komutan edasıyla "kalkın! Keçileriniz koyunlarınız, davarlarınız gitmek ister dağlara, kırlara" deyip ilk o çıkar toprak kokusunu almaya... Yaşlı bilge adam, tam köyden çıkıp, dağlara doğru giderken, alışık olmadığı bir olaya tanık olur. Bir kaplumbağanın hızlı, telaşlı bir halle sanki birileri arkasında koşturuyormuşçasına köye doğru yol aldığını görüyor. Bilge adam, kaplumbağanın bu olağan dışı hareketinden bir şey anlamaz önce kaplumbağayı izler büyük bir heyecanla. Kaplumbağa sokaktan avluya, avludan ahıra, ahırdan samanlığa girer peşinden yaşlı bilge adamla... Samanlığın en sıcak köşesine çekilir ve samanı üzerine örter. Sanki çok büyük bir felaketin ve fırtınanın geleceğini haber verircesine. Yaşlı bilge adam, kaplumbağanın bu olağan üstü davranışıyla adeta sarsılır. Büyük bir heyecan ve korkuyla kırlara doğru çıkmakta olan köylüleri, in sanları kıra dağlara bahçelere çıkmamaları gerektiğini söyler. Yalvarır dinleyenler dinler dinlemeyenler yaşlı adamın delirdiğini düşünüp pek inanmazlar onun söylediklerine. Gün güneşlik hava baharımsı bir kokuyla yayılırken dört bir yana. Bu güzel sıcak hava öğleye doğru yerini telaşlı, kara bulutlarla birlikte fırtına koparan rüzgâra bırakır. Aydınlık gün yerini mahşeri zifiri karanlığa bırakır. Fırtına, tipi ve göz gözü görmez bir sisle kaplanır her yer. Yağmurlar boşalır gökten yere, yerden göğe adeta her taraftan su fışkırır. Tam bir felaket yaşanır. Yaşlı adamı dinlemeyenler hayvanlarıyla birlikte sele kapılıp başka diyarlara göç ederler. Yaşlı adamı dinleyenler kurtulur, işin sırrım uzun süre anlamazlar büyük merakla sorar dururlar yaşlı adama, yaşlı adam inanılması güç olayı, kaplumbağayı ve gördüklerini anlatır bir bir... Atasözleri Ve Deyimler; Olgun üzüm gibi ol, ezilirse tatlılıktan başka bir şey çıkmaz Oğlunu seven tedibini çoğaltır, ta ki sonunda mesrur olsun Yüzün gülümsemiş ve sözün yumuşak olursa, gümüş, altın verenlerden ziyade halka sevgili olursun İyiliği yaparsan ört ve sana iyilik yapılırsa onu herkese söyle İyi karşılayan en açık muhabbetlidir. Kendi ağzın değil seni başkası övsün İyiliği iyi huylarınla göster Fenalığı yapana dilden ziyade iyi amelinle öğüt ver. Akrabaların en iyisi senin ihtiyacını temin edendir ve silahların en iyisi seni koruyandır. Yerden olan yere döner Ölmeden önce, kimseye ne mutlu deme; çocuklarıyla adam belli olur. Ölmeden önce kuvvetine göre dostuna iyilik et Nankörleri yedirip içirme; misafirleri olduğun vakit sana acı sözler işitirler Seni başkan ettikleri vakit mağrur olma; ancak aralarında onların birisi gibi ol. İyilik eden sonunda anılacaktır ve düştüğünde bir yaslanma bulacaktır. Her diri olanın iyiliğini bil ve ölümün bir yaslanma bulacaktır. İyilik edersen kime iyilik edeceğini bil; iyiliğin o vakit makbule geçer. Kızım vermek istemeyen, başlığını artırır. Tanrım beni güzel yarat, çirkinin bahtını ver. Kılıç yarası iyileşir, fakat kötü sözün yarası kapanmaz. Yeşerecek ot taşın altında kalmaz Eski dost, dizginleşmiş at gibidir. Acı acura samyeli vurmaz. Zenginin horozu bile yumurtlar Bilmemek rahatlık demektir. Eceline susamış eşek, çiftçinin ekmeğini yer. Boynuzsuz keçi burgulluk buğdayı yemeğe alışmış Nine evleneceğine inanmıyordu, artık yedi erkek çocuk doğurmaktan bahsediyor. Nazlı kız, terliğini erkek ayakkabılarının arasına korsa... Delinin sakızı dağ kadar olurmuş. Gelin, ilk ayında nazlı bebek, ikinci ayında azılı böcek,üçüncü ayında yılanı engerek olurmuş. Hastalıklı keçi, çeşmenin başından su içer. Keşke kurtların küçüğü olsaydım da kardeşlerin küçüğü olmasaydım. Çobanın gönlü isterse tekkeden süt sağar. Gezmelere gitmeyen havadis bilmez. Baba kırk evladı besler, kırk evlat bir babayı beslemez. Tavuklar artınca yumurta sayısı azalır. Hayattayken bir saman çöpü, ölünce gönüller sultanı. iyi horuz yumurtasında iken öter. İyi bizi bulmaz, kötü bizi bırakmaz. Yılan yavrusu zehirsiz olmaz. Testi kırılmış kırılmasına ama, ha taş testiye deymiş ha testi taşa değmiş ne yazar. Mertlerin evi altın çeşmesidir. Dünya tükenir derdi tükenmez Deve besleyen, kapısını yüksek tutar Vadinin boş yerinde tilki kraldır. Başkasıyla alay etme, sana alay edecekler olur, Pilav yiyen hançeri de göğüsler Derin vadilerde uyuma kötü rüya görürsün Mal bozuksa, mal müdürü ne yapsın Denenmiş ayran, denenmemiş yoğurttan iyidir. Akçesi ucuz olan yiğidin kendisi kıymetli olur. Kırılan kalp, kırılan kadeh gibidir. Gülme komşuna, gelir başına. Mardin'e Özgü Evler Mitolojik Yaşam Sihirli kürenin parıldayan sanat eserleri. Mardin'i geçmişten bugüne taşıyan evleri, Ruhlardaki huzurum kalplerdeki ferahlığın izleri Mezopotamya'nın ve dünyanın vazgeçilmezleri Bir başkadır Mardin evleri… Şairlere evlerden hareketle insanları anlatan şiirler yazdıran, görüntü itibariyle yaşamsal gösterge kabul edilen; kavgalara, mutluluklara, insanla yücelen tüm değerlere barınaklık teşkil eden evler... Mardin'de ataların yaşayışlarındaki gönlü genişliği, belki ehli keyf tarzları, nargile dumanı sinmiş yorgun nakışları, çok çocuklu yaşamı ve mutlak paylaşıma dayalı taş güzelliğinin sıcacık yuvaya dönüştüğü oymaların ve işlemelerin diyarı evler... Yıldızlar altında devasa şatoları, güneşle birlikte muhteşem sarayları bile kıskandıran Mardin evleri... Mardin'de evler, tarih'i bütün ihtişamıyla gözler önüne sermektedir. Geçmişin heybeti, inancı avlu kapılarının tokmaklarına aksetmiştir. Güneşe tapanların sembolü olan güneş motifi, gücün kudretin simgesi olan aslan başı motifli tokmaklar ve Mezopotamya toprakları üzerinde yaşama bahtiyarlığına ulaşan insanların kendileri nakşedilmiştir kapı tokmaklarına... Büyük tokmaklı avlu kapısı ve kapı açıldığında ayvandan beliren 10–12 basamaklı tek parça taşlı merdiven, ardından bir avlu ve yan yana sıralanmış odalar, tabii bu ayrı bir özellik ilk olarak beliren kapıdan içeri girildiğinde bu bölüme hıcre de deniliyor. Hıcre üç bölümden oluşur, her bölümde kemer, kubbe tavan göze çarpar. Birbirine açık durumdaki bölümlerden biri, ünlü Mardin ceviz, meşe oymacılığı ve sedef süslemeleriyle dört kişilik kanepe, iki koltuk ve dört sehpa, üstünde tunç, gümüş veya altından yapılmış küllük. Onu bütünleyen Acem motifli Mardin'e özgü el işi halısıyla görüntüyü izlerken, kanepenin arkasında duvarda beliren üç gömme takaları (bir büyük, iki küçük) ve bunların üstünü örten çivitlenmiş beyaz perde, takaların üst kısmında ayrılmış rafların üstünde ince zarif kahve fincanlarının görünümü. İkinci bölümde duvardan duvara gürgenden yapılmış divanlar ve duvarları süs leyen takalarla oturma odası birbirini bütünlemektedir. Üçüncü bölüm evin orta bölümüdür. Yemek odası olarak kullanılan bölümün orta yerinde, yerde kazınan oyuk ve oyuğun üzerine kilden yapılmış ateş kabı "incene" yerleştirilip üzerine kare prizma şeklinde kürsü denilen gürgenden yapılma sandalye konur. Kürsünün üstüne yorgan örtülerek, aile efradı ayaklarını yorganın altına alarak oturulmaktaydı. Bugün bazı evlerimizde bu özellik mevcuttur. Kışın soba ve yemek masası görevini üstlenmektedir. Yazın ise bunların yerine yer sofrası dediğimiz demirden yapılmış, açılıp kapanan, kullanımı rahat olan ve üstüne sini yerleştirilerek 30 cm. yükseklikte demir iskele kullanılmaktadır. Yemek bölümünün sağ ve sol duvarında beliren birer kapı mevcuttur. Kapılardan biri kilere açılır. Kilerde, tavan arası" izrediye" denilen gürgenden yapılmış erzakın havadar yerde muhafaza edildiği bölüm bulunmaktadır. Kiler duvarlarında hasırdan yapılmış, şehriye kesiminde kullanılan tabaklar, yemeklerin muhafaza edilmesi için özel işlenmiş zembiller, oklava, tokmak asılı olarak durmaktadır. Yemek bölümünde beliren ikinci kapı ise mutfağa açılmaktadır. Mutfakta, tavan arası kullanılan "izrediğe"de yemek yapımında kullanılan büyük kazanlar, hamur yoğurmak için bakır leğenler, büyük süzgeç ve kepçeler, kaburga ve kuzu dolması için büyük bakır tencereler, siniler, siyah renkte bakır kahve tavaları, kahve güğümü yer almaktadır. Ayrıca çok önemli bir işlevi olan ve yemek pişiminde kullanılan şömineyi andıran ocağı unutmamak gerekir. Avluda hicrenim iki tarafında mevcut olan odalara "manzara" denilir. Manzaranın birinde evdeki büyüklerin oturup sohbet ettiği duvardan duvara kanepe ve koltuklarla döşenmiş, odanın bir bölümü Şark Köşesi ve şömine (itfeyye) yer almaktadır. İkinci manzarada ise, kapıdan girişte bir eyvan, hemen karşısında beliren kahve ocağı bulunur. Gece sohbetlerini bölmeyecek kahve, çay pişirilebilen, sohbeti daha da koyulaştıran Mardin'in kendine has kavrulmuş kavun çekirdeği, haş lanmış ve kavrulmuş karpuz çekirdeği, leblebi, şekerli leblebi, badem, şekerli badem, ceviz, sucuk (ıkude) pestil, kesme (ıbzor), nar, kurutulmuş dut ve incir, kuru üzüm gibi yemişler bir bir aile efradının önüne gelir. Kahve ocağının yanında, taş işçiliğiyle güzel üzüm motifli kapısından içeri girerken cephe duvarında bir taka iki tarafında pencereler yer almaktadır. Yatak odası olarak kullanılan manzara, yatak tahtlarıyla, hafızalardan silinmeyecek güzellikte olan beyaz iş, iğne oyası, tığ işi gibi ince işlemelerle bezenmiş, bu işi bütünleştiren döşek, yastık, yorgan ile ayrı üslupta güzellik sergilemektedir. Odanın bir köşesinde aynalı elbise dolabı" Ğırıstıyen", dört, beş gözden oluşan büyük çekmeceli 1,5 m. yüksekliğinde "biro", bironun üzerine yerleştirilen kafes denilen yüksekliği 50–80 cm arasında değişen cevizden yapılmış içine işlemeli yazmaların konduğu küçük camlı dolap. Duvarı süsleyen cevizden yapılmış oyma çerçeveli kristal ayna ve yerdeki halıyla bütünleşmektedir. Avluda; kuyu, dış mutfak "matbağ", banyo "hımmam", tuvalet "tahhara" mevcut olup, matbağda bir ocak " ıtfeye'Ve odunluk yeri bulunur. Avludan diğer bir avluya çıkarken 10–15 basamaklı taş merdiven ve taş işlemeli ara kapı ile diğer bir avluya geçerken yine diğer avludaki odalar belirmektedir. Ev birkaç katlı ise en üst katta, çalışma odası denilen "tayyare" (tayyare denilmesinin nedeni: evin en yüksek katında tek odadan oluşan 25–30 tek taş merdivenle çıkabilen yer.) yer alır. Her kat arasında bulunan avlunun ön kısmında güzel sütunlu balkon yer alır. Her avluda yazın yatmak için tahtlar kurulur. Katlar arası geçit, kilerlerden sağlanmaktadır. Yaşanmışlığın, yaşanacaklığın, tarihe ve bugünü bize miras bırakanlara duyulan engin saygının günümüze bıraktığı sevecenlikle hayatın tüm güzelliklerinin Mardin evlerinde aldığı yepyeni boyutun bir göstergesi... Tarihle evli olmanın evlerdeki görüntüsü sizleri bekliyor... Sevgi Üzerine inşa Edilen Tarih Temellerini aşkın, hoşgörünün ve Doğu kültürünün dokuduğu bir Mardin evinin hikâyesi... Aşk kimine dağlan deldirdi, kimilerine çölleri aştırdı. Kimisi Kerem oldu Aslı'sım, kimisi Mecnun oldu Leyla'sını aradı. Kimisi de sazını konuşturdu, türkülerle sevdalandı; bülbül oldu, gülü için dikenlere katlandı. Zaman içinde sevdaların, aşkların mekânları, yerleri ve aktörleri değişti. Ama sevdalar bir başka ortamda, bir başka şekilde aşka dönüştü. Bazen savaşları başlattı, bazen de barışın güzelliğini getirdi. Mardin'de yıllar önce yaşayan ünlü mimarbaşının ününe ün katan, dilden dile dolaşan ve günümüze kadar uzanan sevdasının ürünü ise bir tarihi yapıt. Dört katlı onlarca odalı bir ev... Hikâyesi ise ilginç, Mimarbaşı aynı mahallede oturduğu komşunun kızına sevdalanır. Şehir yalın ve saf bir tarih abidesi, mahallenin tarihi sokakları arasında iki genç sık sık buluşurlar. Dar sokaklar, abbaralar (evlerin altındaki tüneller) bu buluşmaları kaldıramaz duruma gelir. Ve mimarbaşı aşık olduğu kızın sevdasına bir ev inşa etmeye karar verir. Projesini de buluştukları dar ve tarih kokan sokaklarda genç kız ile birlikte çizerler. Ve sevdalar, aşklar bu evin taşlarına ilmik ilmik işlenir. Zaman su gibi akar. Yıllar sevdanın rüzgârına kapılır, aşk bazen bir salkım üzüm, bazen de barış güvercini olur kapı kemerlerine. Sevgi işleme olur duvarlara, bahar çiçek açar takalarda. Ve bazen de sevgilinin saç örgüsüne dönüşür iç mekân kümbetlerinde. Zaman zaman iki sevgili zor duruma düşer. Buluşmalarını çekemeyenler aralarını bozmak için bu gizli sevdayı ailelere ulaştırır. İşte bu aşamada taşların nakışları değişir ve kapı kemerlerine güzel asma yapraklarıyla üzüm salkımları arasına yılan başlan nakışlanır. Bu arada sevgililer bir başka sevgilileri düşünür projelerinde. Dört katlı evin alt katından üst katına kadar çıkan gizli geçit yapılır. İnşaat on yıl devam eder. İnşaat bitince de aşıklar muratlarına ererler. İki gencin aşkı tüm sevgi figürlerinin işlendiği, günümüze kadar gelen ve Mardin'e uğrayan herkesin ziyaret etmek istediği dev bir eser yaratır. Mimarbaşının sevgi üzerine inşa ettiği ev hala ayakta dimdik duruyor. Eserin yaratıcıları ise bir başka dünyada. İsimleri mi? İşte buraya bir nokta! Yüreğinde sevgiyi iliklerine kadar hisseden herkes...
__________________
Imzam Yok Parmak Bassam! |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|